New York’ta yaşayan Japon sanatçı Tomokazu Matsuyama Doğu ve Batı sanat tarihinden, grafik tasarımdan, popüler kültürden, moda dergilerinden ve müzelerden topladığı görselleri bir araya getirerek yarattığı büyük ölçekli tablolarıyla tanınıyor. İnsana ilk bakışta zıt gibi gelen bu kaynakları büyük bir ahenkle harmanlayan Matsuyama, “Bana göre ister en yeni ister ansiklopedilerde bulunacak kadar eski olsun, kaynaklar arasındaki ayrım bir kurgudan ibaret,” diyor. Canlı, göz alıcı işleri kendi çokkültürlü kökenini yansıtan sanatçı, “kültürel ve toplumsal ortamlarımızın karmaşıklığını yansıtan bir anlatı yaratmayı amaçladığı”nı söylüyor.
2022 İstanbul Bienali’nde de yer alan Matsuyama’nın Mythologiques sergisi 60. Venedik Bienali’yle eşzamanlı olarak, 20 Nisan-24 Kasım tarihleri arasında Venedik, Magazzino No. 41’de yer alıyor.ContemporaryIstanbul Vakfı’nın (CIF) gerçekleştirdiği serginin küratörlüğünü Christoph Doswald üstleniyor.Sanatçıyla yerelliği, yabancılığı, aidiyeti, Venedik’i ve İstanbul’u konuştuk.
BERRAK GÖÇER: Mythologiques,Venedik’teki ilk serginiz. Tarihî açıdan böylesine kozmopolit bir şehirde eserlerinizin kültürler arası boyutlarını sergileme konusundaki yaklaşımınız nedir?
TOMOKAZU MATSUYAMA: Tarihî ve kültürel alışveriş açısından zengin dokusuyla bilinen bu şehirde eserlerimi sergileme konusundaki yaklaşımım aslında genel sanat anlayışımdan farklı değil; bir başka deyişle ben sanatla, yapıtlarımın özünü belirli bir bölgeye uyacak şekilde değiştirmeden tarihî ve çağdaş anlatıları bir araya getirmeye çalışıyorum. Sanatım, doğası gereği estetik ilkeler ve değerleri bir potada eriterek kültürel kimliklerimizin karmaşık yapısını yansıtmayı amaçlıyor. Venedik de tarihsel önem taşıyan geçmişi ve kozmopolit yapısıyla sergim için ideal bir zemin oluşturuyor. Eserlerimin çok yönlü katmanlarıyla şehrin karmaşık kültürel ortamı arasındaki diyaloğu derinleştiriyor.
Japonya ve ABD’de büyüdünüz, şimdi New York’ta yaşıyorsunuz. Eserlerinizde hem Doğu’dan hem Batı’dan,hem geleneksel sanattanhem popüler kültürden imgeler kullanıyorsunuz. Dolayısıyla sanatınızın bir kutuya sığmadığı, aynı anda hem Asyalı hem çağdaş hem kavramsal hem de Amerikalı olduğu söylenebilir. Venedik Bienali’nin Foreigners Everywhere (Yabancılar Her Yerde) olarak belirlenen teması bağlamında Mythologiques’e nasıl bir bakış açısıyla hazırlandınız?
Mythologiques’e hazırlanırken ve bienalin Foreigners Everywhere teması üzerine düşünürken, sanatsal olarak Doğu ve Batı veya çağdaş ve geleneksel ikilisinin ötesine geçmeye çalıştım. Bilgi ve imgelerin zaman içinde tarihsel süreç ve kurumsal doğrulama aracılığıyla meşrulaşmasını sağlayan mekanizmalara odaklandım. Galeriler, kamusal alanlar ve kurumlarla olan ilişkilerim aracılığıyla gözlemlediğim bu doğrulama süreci sorguladığım ana konu oldu.
Bana göre, ister en yeni ister ansiklopedilerde bulunacak kadar eski olsun, kaynaklar arasındaki ayrım bir kurgudan ibaret; aslında tüm bilgiler aynı düzlemde bulunuyor. Benim ilgimi çeken daha çok fikirler ve imgelerin yaşam döngüsü; avangard kavramların nasıl olup da zamanla gelenek haline gelip kutsal kabul edildiği. Bu döngü bir şeyin neye göre “yabancı” veya tam tersi “yerli” kabul edildiğini sorguluyor.
Dolayısıyla bienalin teması çalışmalarımla derinden örtüşüyor; bizi, “yabancılık” algımızı yeniden düşünmeye zorluyor. Asıl meselenin coğrafi veya kültürel kökenimizden ziyade kültürel asimilasyonun akışkan dinamiklerinin ve fikirlerin evriminin anlaşılması olduğuna inanıyorum. Esasen ben sanat yoluyla, algılanan ayrılıklar arasında köprü kurmaya, böylece insan yaratıcılığı ve dışavurumu alanında hepimizin bir şekilde “yabancı” olabileceğini ancak ortak anlam ve gerçeklik arayışımızın bizi birbirimize yakından bağladığını düşündürmeye çalışıyorum.

CIF’in 5. yılında yurtdışında gerçekleştirdiği ilk sergi olan Mythologiques Venedik bienaliyle eşzamanlı olarak sanatseverlerle buluşacak.
MYTHOLOGIQUES: © FRANCESCO RUSSO, 2024
İsviçreli küratör Christoph Doswald’lave CIF’le çalışmak farklı bakış açılarının bir araya gelmesi açısından nasıl bir deneyimdi?
İsviçreli küratör Christoph Doswald’laişbirliğimizaslında farklı bakış açılarını büyüleyici bir şekilde bir araya getirdi. Partnerliğimizi ilginç kılan geçmişlerimizin zengin dokusuydu: New York’ta yaşayan Japon bir sanatçı, İsviçreli bir küratör, Venedik’te bir sergi ve bu sergi için İstanbul’dan çağdaş bir vakfın desteği. Sayısız kültürel ve coğrafi anlatıyı yansıtan bu konfigürasyon çeşitliliğin özüne dair ideal bir örnek oldu.
Çağdaş ve kamusal sanat alanında derin bir uzmanlığı olan Christoph’la çalışmak kusursuz bir deneyimdi. Benim sanat dilimi anlama ve içselleştirme kabiliyeti etkileyiciydi; çalışmalarıma temel oluşturan çok kültürlü boyutlara değer verdiğini incelikli bir şekilde gösterdi. İsviçre’nin meşhur tarafsızlık anlayışı aramızdaki dinamiği ilginç bir şekilde etkileyerek karşılıklı saygı ve anlayışın gelişmesini sağlayan dengeli bir zemin oluşturdu. Christoph’un estetik duyarlılığı ve dürtüsü fark edilmekle kalmayıp derinden değer gördü; böylece işbirliğimiz, CIF’in çeşitliliği, kapsayıcılığı ve küresel düzeyde güncel sanatı teşvik etme hedefleriyle son derece uyumlu olan olağanüstü bir yolculuk haline geldi.
Dolayısıyla partnerliğimiz yalnızca fikirlerin buluşması değil, aynı zamanda kültürler, disiplinler ve felsefeler arasındaki canlı bir diyalogdu; hem farklı geçmişlerimizin zenginleştirdiği hem de çağdaş sanatın sınırlarını zorlama yönündeki ortak hedefimizin birleştirdiği bir diyalogdu bu.
Mythologiques’te iki büyük ölçekli heykeliniz ve sekiz büyük ölçekli resminiz var. Bu büyük ölçeği sizin için çekici kılan nedir? Bir işi bitirmeniz ne kadar sürdü?
Mythologiques’te bulunan iki heykel ve sekiz resim de dahil olmak üzere büyük ölçekli eserlere düşkünlüğümün nedeni, savaş sonrası Amerikan sanat akımlarının genel hatlarıyla yan yana koyduğum geleneksel Japon kültürüne duyduğum büyük ilgi. Bu ölçek sayesinde, geleneksel Japon sanatının basit nesnelere kozmik anlam yükleme şeklini taklit ederek her işimde kapsamlı anlatılar yaratmak için sanatı nasıl kullanabileceğimi keşfediyorum. İçsel olanla anıtsal, faydacı ve tamamen estetik olan arasındaki bu etkileşim karşıt kültürler ve sanatsal ilkeler arasında diyaloğu teşvik ederek çalışmalarıma yön veriyor.
Bu büyük ölçekli eserleri yaratma süreci hem zaman alıyor hem de derinlemesine düşünmeyi gerektiriyor. Örneğin her resmin tamamlanması yaklaşık beş-altı ay sürüyor; sanatsal keşif ve vizyonumun önemli bir kısmı da bu süreçte oluşuyor. Bu açıdan Mythologiques benim için yalnızca bir eser koleksiyonu değil, aynı zamanda yaratıcı çalışmalarımın son iki buçuk-üç yılını kapsayan, Japon ve Amerikan sanatının ikili etkileriyle süregiden diyaloğumu vurgulayan çok yönlü bir yolculuk anlamına geliyor.
Bu farklı sanat gelenekleriyle büyük ölçekte çalışarak, görenleri kültürel kimlik ve estetik dışavurumun karmaşıklıklarını aşmaya davet eden ve böylece bilindik temalar için yeni perspektifler sunan görsel ve kavramsal bir köprü oluşturmayı amaçlıyorum.
Heykelleriniz resimlerinizin kopyası değil ama aynı dil ailesine ait oldukları söylenebilir. Heykellerinizi yaratırken nelerden etkileniyorsunuz?
Resimlerim gibi heykellerimi yaratırken de bir formu diğerine dönüştürmeyi amaçlamıyorum; daha ziyade, kavramsal ve tematik özü bu alanlara aktarmaya çalışıyorum. İki boyutlu resimlerden üç boyutlu heykellere geçmemin nedeni, aynı kültürel anlatılar ve stilistik motifleri yeni bir uzamsal bağlamda keşfetme isteğim. Bunun için de açık hava sergilerinde eserlerin dayanıklı olmasını sağlayacak malzemeler kullanarak resimlerime nüfuz eden dekoratif desenleri ve kültürel referansları heykel formuna uyarlıyorum.
Heykeller ilk bakışta soyutlanmış gibi görünse de, topluca bakıldığında resimlerimin tematik derinliğini yansıtan figürler oldukları anlaşılan kavramsal yapıtlar. Manzara da olsa, kültürel kimliğin keşfi de olsa, temel bağlam değişmiyor. Görsel olarak heykele geçiş yaparak, daha önce de bahsettiğim diyaloğu fiziksel alana taşıyıp görenlerin eserlerimle daha dokunsal ve yoğun bir şekilde bağ kurmasını sağladığımı düşünüyorum. Dolayısıyla araçlar değişse de, sanatsal sorgulamamın özü –stiller ve referansları birleştirerek kültürel kimliği inceleme– değişmiyor ve bütünsel ancak aynı zamanda çok yönlü eserler yaratmamı sağlıyor.
"By and By Daylight" (2023) © TOMOKAZU MATSUYAMA, 2023
Eserlerinizde sanat tarihi, tüketici kültürü ve grafik tasarımla ilgili birçok farklı gönderme dikkat çekiyor. Birbirinden tamamen ayrıymış gibi görünen bu unsurları nasıl bir araya getirip görsel bütünlük ve ahenk sağlıyorsunuz?
Sanat tarihi, tüketici kültürü ve grafik tasarım motiflerinin tek bir görsel anlatıda birleştirilmesinden bahsederken, daha önce de söylediğim gibi bu unsurların doğası gereği birbiriyle çelişmediğine açıklık getirmek çok önemli. Bana göre bir işin kültürel önemini sanat tarihiyle ilgili ansiklopedik külliyatta bulunması veya bulunmaması belirlemiyor. Kaynakları ne olursa olsun birçok imgelem ve ikonografi formunun anlamlı anlatılar aktarma potansiyeli açısından eşit ağırlık taşıdığına inanıyorum.
Çalışmalarımda kasıtlı ve dikkatli bir süreçle bu farklı unsurları bütünsel bir görsel tabloda birleştirmeyi deniyorum. Bunu yaparak da kültürel ve toplumsal ortamlarımızın karmaşıklığını yansıtan bir anlatı yaratmayı amaçlıyorum. Bu anlatı geleneksel ve çağdaş unsurları yan yana getirmenin yanı sıra bu unsurları kusursuz şekilde harmanlayarak anlamlarını sorgulamaya ve yeniden tanımlamaya çalışıyor.
Bu süreçten doğan “sıradışı nesneler” rasgele seçilmiyor, aksine dünyadaki kimliklerimiz ve pozisyonlarımızın nüanslarını anlatan bir hikâye üretmenin ayrılmaz parçaları. Bu anlatılar mevcut gerçekliğimiz, isteklerimiz ve içinde bulunduğumuz toplumsal roller arasında köprü kuruyor. Kısacası çalışmalarımda, bu farklı, bambaşka görünen unsurları kolektif kültürel yolculuğumuz üzerine düşünmeye davet edecek şekilde sunarak onlara anlam kazandıracak görsel bir dil oluşturmaya çalışıyorum.
2022’de İstanbul Bienali’ne katılmıştınız. Doğu ile Batı’nın gerçek anlamda birleştiği Boğaz’ı görmek nasıl bir deneyimdi?
Doğu ile Batı’nın sembolik bağlantı noktası olan Boğaz’da 2022 İstanbul Bienali’ne katılmak hem bakış açımı hem de sanatsal çalışmalarını derinden etkiledi. Bu bölgede Hıristiyanlık ile İslam arasındaki kültürel ve dinî göçü yansıtan zengin doku, hem felsefî ve dinî açıdan hem de dekoratif ve sanatsal dışavurum açısından çok önemli anlayışlar edinmemi sağladı. Budizmle derinlemesine ilintili bir geçmişten gelen biri olarak, bu benzersiz kesişmenin sunduğu estetik zenginlik ve çeşitlilik beni büyüledi.
Bu deneyim dünya tarihi ve kültürüne dair anlayışımı geliştirdi, bunlara daha geniş bir objektifle bakmamı sağladı. Boğaz’da vücut bulan kültürel kesişme ve farklı dinî gelenekler arasındaki etkileşim, kültürler arası etkilerin karmaşıklığı ve güzelliğinin değerine dair algımı zenginleştirdi. Sonuç olarak bu deneyim sanata yaklaşımımı önemli ölçüde şekillendirdi ve sergimle yeni ufuklara açılmak için bana ilham verdi.
Böylesine canlı bir kültürel kesişmeye tanık olmanın etkisi benim açımdan dönüştürücü oldu. Farklı kültürel unsurları keşfederek ve çalışmalarıma dahil ederek daha incelikli, bağlantılı bir dünya görüşünü yansıtan sanat eserleri yaratmaya yönelik kararlılığımı pekiştirdi. Bu perspektif sergilerime taze, yenilikçi bir boyut katarak sanatın farklı kültürler ve tarihler arasında köprü kurma potansiyelini sergilemem için yol gösterici güç oldu.
Venedik sonrası için planlarınız nedir?
Venedik’teki sergimden sonra sanat yolculuğumda bir dizi iddialı projenin damgasını vuracağı heyecan verici yeni bir aşamaya girmeye hazırlanıyorum. Şu anda, muhtemelen birkaç yıl içinde tamamlanacak farklı kamusal sanat projeleri üzerine çalışıyorum. Bu çalışmalar geniş kapsamlı olsa da, kreatif gelişim ve anlayışa yönelik sürekli arayışımda önemli basamaklar olacak.
Aslında kavramsal olarak, başladığım her iş yalnızca sanatsal bir çaba değil, aynı zamanda başlı başına bir yolculuk; yeni anlayışların önünü açacak ve yaratıcı kimliğimi geliştirecek bir yolculuk bu. 2022’deki İstanbul Bienali gibi etkinliklerden edindiğim paha biçilmez deneyimler ve etkiler eserlerime yepyeni fikirler ve perspektifler katarak bu yolculuğun şekillenmesinde önemli bir rol oynuyor.
Geleceğe baktığımda, sanat yoluyla diyaloğun kapılarını açacak bir katalizör görevi üstlenmek istiyorum. Çalışmalarımla etkileşim aracılığıyla öğrenmenin ve alışverişin kalıcı hale geldiği bir ortamı teşvik etmeyi hayal ediyorum. Büyük ölçekli işler üretmeye kendini adamış bir sanatçı olarak amacım bu diyalogları daha derinlemesine araştırarak, üstlendiğim her projeyle sanata dair diskuru zenginleştirmek. Yinelenen bu yaratım ve iletişim sürecinin, sanat üretmenin ötesinde, daha geniş kültürel ve entelektüel diyaloğa katkıda bulunarak çağdaş sanat alanında mümkün olanın sınırlarını sürekli olarak zorlamakla ilgili olduğunu düşünüyorum.
•Tomokazu Matsuyama, Mythologiques, 20 Nisan-24 Kasım 2024 tarihleri arasında Venedik, Marina Militare, L’Arsenale di Venezia, Magazzino No. 41’de görülebilir.