Daha önce tartışmalı bir dijital sanat formu olarak görülen ve sanat piyasasına zarar verdiği düşünülen NFT (non-fungible token) mayıs ayında 10. yıldönümünü kutluyor.
Sanat tarihçisi ve eleştirmen A.V. Marraccini’nin “hız kazanan sermayenin emtiası, provokasyonu, tali aracı, parolası ve kayıtlı eseri” olarak tanımladığı bu formun tarihçesi iki önemli yeni yayında ilk kez kapsamlı şekilde inceleniyor. Sanatçı Robert Alice’in editörlüğünde Taschen’den çıkan On NFTs (NFT’ler Üzerine) ve aynı adlı internet sitesinden alınan makalelerden oluşan Right Click Save (Sağ Tıkla Kaydet) birbirini tamamlayan kaynak kitaplar niteliğindeler.
Büyük hacmi ve yüksek fiyatıyla dikkat çeken On NFTs, açıklayıcı katalog hissi veren, titizlikle hazırlanmış bir kitap. Editöryal amacı ise isminde ve içeriğindeki her makalede bulunan “on” sözcüğünün de işaret ettiği gibi büyük bir geleneğe dayanıyor. “On NFTs ismi, inceleme eserlerindeki sanat tarihi ve kriptografi geleneğinden esinlendi,” diye yazan Alice, “bunun en iyi örnekleri Leon Battista Alberti’nin De Pictura (Resim Üzerine, 1450) ve De Cifris (Şifreler Üzerine, 1466) adlı yapıtları,” diyor. “Blok zinciri ortaya çıkmadan önce, tarihte sanat ve kriptografi alanlarını eşit ölçüde ileri taşıyan kimse yoktu.” Alice, The Art Newspaper’a yaptığı açıklamada On NFTs’i “hızlı sanata yavaş bir bakış” olarak gördüğünü söylüyor.
Right Click Save, NFT’nin patlaması, çökmesi ve sonra tekrar yükselmesiyle birlikte uçup giden fikirlere tanıklık ediyor. Hem kitap hem de çevrimiçi derginin editörü olarak önsözü yazan Alex Estorick, kitabın amacının “devam eden gelişmeleri genişleyen sanat anlayışına dahil eden, ‘kripto tarihi’ olarak adlandırdıkları yeni medya jenealojileri” yaratmak olduğunu belirtiyor.
İki kitabın NFT’yi daha geniş anlamda sanat piyasası ve sanat tarihiyle bağdaştırma çabaları ciddi ve ikna edici. İki editörün de söylediği gibi, NFT ve onun çıkışını sağlayan daha geniş blok zinciri ve Web3 teknolojileriyle ilgili zengin sanatsal ve kültürel ekosistemde halen ilginç bir hikâye şekilleniyor.
Sanatçılar işlerinde NFT’yi kullandığı gibi, önde gelen müzeler de benimsemiş durumda. Ayrıca NFT’ye temel oluşturan blok zinciri teknolojileriyle ilgili yeni kültürel ve kamusal kurum türleri oluşuyor. Satış piyasası da 2021 ve 2022’deki büyük patlama ve neredeyse çöküş sürecinin ardından yeni bir büyüme aşamasına giriyor.
Kuantum ânı

Ölmeyi reddeden bir fikir: Dünyanın ilk NFT’si olan Jennifer ve Kevin McCoy’un “Quantum” (2014) eseri, kodla oluşturulan sekizgen şeklindeki animasyonun 179 karelik ekran kaydı döngüsünden oluşuyor.
"QUANTUM": © JENNIFER VE KEVIN MCCOY
Sanatçılar Jennifer ve Kevin McCoy 3 Mayıs 2014’te, kâr amacı gütmeyen “dijital ortamda oluşturulmuş” sanat merkezi Rhizome tarafından New York City’de düzenlenen Seven on Seven (Yediye Yedi) konferansına katıldı. Sanatçılar canlı sunumlarında “blok zinciri sistemlerinin dijital sanat eserlerine özgünlük katma ve bu tür bir sistemin doğal olarak dijital bir şekilde kaynak, onay ve pazar yaratma potansiyeline dair görüşleri”ni açıkladılar.
Bu süreci göstermek için kullandıkları eser, kodla oluşturulmuş bir animasyonun 360x360 piksel ve 179 karelik ekran kaydı döngüsü olan “Quantum”du (Kuantum). Bu eser ilk NFT olabilir. McCoy’lar, bu basit başlangıçtan sonra “geçen 10 yılda bu fikrin ölmeyi reddettiğini ve artık hayal edebileceklerinden bile daha büyük ve yaygın hale geldiğini” söylediler.
Blok zincirinde kayıtlı olan koleksiyonu/ticareti yapılabilir dijital varlık fikri üç yıl sonra popüler oldu. Dönemin diğer blok zinciri platformlarına kıyasla daha esnek bir gelişim ortamı sunan Ethereum blok zincirinin 2015’teki lansmanı 2017’ye gelindiğinde NFT sanat hareketinin doğmasını sağladı.
Bu hareket, Travis Uhrig, Thomas Hunt ve Rhett Creighton tarafından geliştirilen ve Mayıs 2017’de piyasaya sürülen Curio Cards’la başladı. Curio Cards, hemen ardından gelen CryptoPunks ve CryptoKitties’le birlikte ilk dönem NFT sanatının tarzını belirledi; bu tarz, “sanat” iddiası taşımaktan ziyade meme’ler ve sosyal medya kültürünün doğal sonucu gibi görünen basit illüstrasyon, sarkastik mizah ve popüler kültür referanslarıyla öne çıkıyordu.
Covid-19’un başlamasıyla birlikte NFT de ana akıma giriş yaptı. 2021-2022’deki NFT balonu, dijital piyasalar ve medya çılgınlığının kripto alanında ayrılmaz bir ikili olduğunu gösterdi. Mart 2021’de Christie’s Müzayede Evi’nde satılan Beeple’ın “Everydays: The First 5000 Days” (Her Gün: İlk 5.000 Gün, 2021) eserinin 69 milyon dolarlık ham satış rakamı halen çarpıcı olsa da, aslında üç yıl sonra bile fazlasıyla iddialı görünen, bu eserin satın alınmasının ardındaki hedefler. Instagram’da popüler olan ancak bunun dışında pek tanınmayan Beeple’ın eserlerinden oluşan koleksiyon Metapurse adlı kripto fonu tarafından satın alındı. Koleksiyon, Metapurse için kendi kripto parası B20’yi piyasaya sürerek finansal ekosistem oluşturmasına yardımcı olacak bir varlıktı; B20, yaşayan bir sanatçının en pahalı üç işinden biri haline gelen eserin kısmi mülkiyetinin edinilmesini sağlayan para birimi oldu. NFT ticaret hacmi 2021’de en az 13 milyar dolara ulaştı. NFT artık her yerdeydi.
Ancak Metapurse ve diğerleri için bu trend sürdürülebilir olmadı. Piyasa 2023’te çöktü. Beeple’ın eserlerini içeren B20 dijital müzesi kapandı. Satılan kripto para birimi Metapurse’ün değeri ani bir azalmayla 28 dolardan 2 dolar ve hatta altına düştü.
Ekonomist Robert Shiller’ın deyimiyle “rivayet ekonomisi”, yani aşırı hızlı bir yüksek beklenti ve çöküş döngüsüne yol açan internet söylentileri dijital piyasaları ani yükseliş ve düşüşlere yatkın hale getirdi. Fakat bir yandan da, yeni organizasyonlar ve kurumlar, NFT ve daha geniş Web3/blok zincir kültürü ile sanat galerileri ve müzeler arasındaki bağlantıyı yavaş yavaş kuruyordu. Bu ortamı benimseyen ve bu ortamdan doğan önemli sanatçılar bulunduğu gibi, NFT sanatı ile sanat tarihi arasındaki bağlar da örülüyordu.
Çevrimiçi Right Click Save dergisi NFT ile daha geniş çağdaş sanat ve sanat tarihi alanı arasında kurulacak bağlantıların savunucusu oldu. 2021’de Jason Bailey’nin kurduğu ve editörlüğünü Estorick’in yaptığı Right Click Save’in üç amacı vardı: “Sağlıklı tartışmaları teşvik etmek, dijital sanatın kültür alanındaki önemli katkılarını kamuoyuna duyurmak, sanatın herkesin yapabileceği ve keyif alabileceği bir aktivite olduğu anlayışıyla elitizmi reddeden radikal bir kapsayıcılık biçimini geleneksel sanat biliminin titizliğiyle harmanlamak.” Vetro tarafından yayımlanan Right Click Save kitabı bu amacın şık bir kanıtı oldu.
Right Click Save’i hikâye anlatıcısı olarak tanımlarsak, We Are Museums ve WAC Lab’in kurucusu Diane Drubay’in de kitabın en başarılı bağlayıcısı olduğunu söylememiz gerekir. Lansmanı 2021’de Art Basel’da yapılan WAC Lab bir inovasyon programı ve hızlandırıcısı; Web3, NFT ve blok zincirinin anlaşılmasına yönelik birkaç haftalık yapılandırılmış bir program aracılığıyla müzelere ve kültür kuruluşlarına rehberlik ediyor. WAC Lab’in Paris’teki Orsay Müzesi’nde çalışması önemli bir dönüm noktasıydı. Düşünsel bir sanat deneyimine katılmaya davet edilen ziyaretçiler telefonlarına üfleyerek ânında müzenin koleksiyonundan ilham alan bir sanat eseri üretiyor ve daha sonra bu eser NFT olarak basılıyordu.
Yine Paris’teki Centre Pompidou Şubat 2023’te büyük bir NFT alımı yaptı (mart ayında da On NFTs’in editörü Alice’in işlerinden birini satın aldı). Kasım 2023’te, New York’taki MoMA (Museum Of Modern Art) Refik Anadol’un Unsupervised (Denetimsiz) projesi ve ardından Postcard (Kartpostal) projesi kapsamında NFT koleksiyonunu başlattı; isteyen herkesin NFT cüzdanı aracılığıyla basit dijital kartpostallar oluşturarak paylaşmasını sağlayan Postcard projesi NFT alışverişinin finansal olmayan yollarla dostluk ve paylaşım değerleri üzerinden yapılabileceğini gösterdi.
Yeni vizyonlar
Bir yandan NFT’yi çağdaş dünyayla ve daha geniş kültür alanıyla ilişkilendiren bu yeni bağlantılar kurulurken, diğer yandan da NFT ve blok zinciri sanatsal uygulamaların, galerilerin ve müzelerin Web3 dünyasında nasıl görüneceğine dair yepyeni vizyonlara ilham veriyor.
Bunu yapmanın çeşitli yolları olsa da, blok zincirine dayalı merkezi olmayan özerk kuruluşlar (DAO) en büyük potansiyeli sunuyor. DAO aslında yeni kuruluşların büyümesini sağlayacak aşırı demokratik dijital yönetim biçimleri sisteminin kurulduğuna işaret ediyor. Günümüzün en önemli merkezi olmayan müze projesi muhtemelen West Coast kripto topluluğundan doğan Arkive. Kripto sektörünün emektarlarından Adam MacLeod tarafından kurulan Arkive gerçekten faal bir topluluk oluşturdu. Nam June Paik ve Lynn Hershman-Leeson’dan Black Lives Matter hareketinin önemli videolarına kadar, bu topluluğun küratörlüğünde gerçekleşen satın alımlar sayesinde gerçek bir bakış açısı olan anlamlı bir koleksiyon toplanıyor.
Peki NFT, Web3 ve blok zinciri 20, 30 veya 40 yıl sonra ne durumda olacak? The Art Newspaper’ın “kapsayıcı sanat kurumu” olarak adlandırdığı kurumların yükselişiyle dijital sanatın aşırı görünür hale geldiği bu noktada, önde gelen sanatçıların yeni eserlerinin potansiyel olarak milyonlarca insan tarafından görülebileceği ve koleksiyoncular tarafından satın alınabileceği entegre bir dijital sanat piyasasının doğuşuna tanıklık ediyor olabiliriz.
NFT’nin bu kadar önemli olmasının ve içinde bulunduğumuz geçiş sürecinin nedeni de muhtemelen budur. McCoy’ların “Quantum”la doğru şekilde gördükleri gibi, NFT’ler ve oluşturdukları kalıcı kayıt, canlı bir dijital sanat piyasasını belgeleme, koruma ve kurma açısından daha önce on yıllar süren deneyimle ulaşılamayan fırsatı sunuyor. NFT, dijital sanat için tuvale en yakın araç olarak yeni bir ortamın büyümesini sağlayacak ortak teknik standart haline geliyor.
NFT’nin ilk 10 yılı yolculuğun yalnızca başlangıcıydı; gelecekte muhtemelen çok daha fazlasına tanık olacağız.
Geçmişin şifrelerini çözmek: YZ ekip çalışması Vezüv Yarışması’nı kazandı
–> Vezüv Yarışması’nın 700 bin dolarlık büyük ödülünü üç öğrenciden oluşan “süper ekip” kazandı. Yarışmacılar geçtiğimiz yıl, MS 79’daki Vezüv patlamasında Herculaneum’daki Papiri Villası sıcak gaz ve külle kaplandığında karbonize olan sarılı papirüs tomarlarındaki metinlerin üç boyutlu taramalarını (yukarıda) yapay zekâ (YZ) kullanarak deşifre etmeye davet edildi. Her biri 140 karakterden oluşan dört pasajı deşifre ederek karakterlerin yüzde 85’ini kurtaran Youssef Nader, Luke Farritor (ekim ayında Yunanca “mor” anlamına gelen ilk kelimeyi okuyarak ön ödülü kazanmıştı) ve Julian Schilliger yarışmayı kazandı. Kurtarılan metin muhtemelen, villada misafir olarak kalan ve stoacı rakipleriyle dalga geçen Epikuros’çu filozof Philodemus’a aitti. Organizatörler, bilim dünyasında yeni bir keşif olarak antik çağlara ait bilimsel eserleri bulma hayaliyle, 2024 ödülü için yalnızca birkaç pasajın değil, tüm tomarın okunmasının isteneceğini söyledi.
Geçmişi canlandırmak: Jacob Rothschild’ın teknolojiye bakışı
–> Britanya’da güzel sanatlara erişimi artırmak için çok çalışan bankacı ve hayırsever Jacob Rothschild’ın ölümü 30 yıl boyunca müze deneyimini geliştirmek için teknolojiye verdiği desteği bir kez daha akıllara getirdi. Bu destek, internet aramasının ilk günlerinden artırılmış gerçekliğe ve British Museum’daki Waddesdon Bequest’te bulunan, İsa’nın yaşamından sahnelerle bezenmiş 16. yüzyıl başına ait Flaman tapınağı (yukarıda) gibi vitrinlerde bulunan küçük parçaların detaylarını gösterebilen akıllı telefon uygulamalarına kadar uzanıyordu. Rothschild, bu tür eserlerin yanı sıra ailenin Buckinghamshire’daki malikânesini kamu kaynağı olarak geliştirme açısından öncüsü olan kuzeni Dollie de Rothschild için 1913’te yapılan göz kamaştırıcı Boucheron inci ve elmas taç dahil aileye ait parçaların sergilendiği Waddesdon Malikânesi’ndeki Rothschild Hazinesi’nde bulunan eserlere dair anlayışı zenginleştirmek için uygulama kullanımını da desteklemişti.