Bir vakit asıl sahibinden, başka bir vakit işgalden, yakın bir vakitteyse sokağa atılmış sandalyelerin yel değirmenlerine dönüşüverdiği başka türlü “işgaller”den kurtarılan, şimdilerde geri dönmeye niyetlenenlerin kahramanlık hikâyelerini süsleyen bir Kızıl Elma. Herkesin altın çağının başka olduğu bir zaman tüneli. İstanbul’da yaşamış, yaşayan ve yaşayacakların anılarına türlü şekillerde sızan bir âlem. Küllerinden yeniden ve yeniden doğan bir Anka kuşu. Ölümsüzlükle cezalandırılmış mitolojik bir varlık. Hiç bitmeyen bir festival. Kurtulması zor bir alışkanlık. İstiklal Caddesi bir yazıda, hatta bir rota yazısında diyelim, yazarı neresinden tutacağını şaşırtan daha birçok başka şey. Bu sebeple Taksim’den başlayarak cadde boyu ilerleyeceğimiz, bazen ara sokaklara dalacağımız bir istikamette, pek kişisel dikkatimizi çekenlere bakarak ilerliyoruz.
Beyoğlu eskisi yenisi, küçüğü büyüğüyle birçok galeriye ev sahipliği yapıyor. Bu rotada ulusal ve uluslararası düzeyde temsil sağlayan, dışa dönük ve güncel sanat disiplinlerine alan açan sanat galerilerinden bir seçki yer alıyor. Başlangıç noktamız Taksim Meydanı, ilk durağımız Anna Laudel. 2028’de 100.yaşını kutlamaya hazırlanan Taksim Cumhuriyet Anıtı’nı sağımıza alıyor ve Kazancı Yokuşu’ndan aşağı iniyoruz. İnerken anımsadıklarımız arasında Ferhan Şensoy’un yokuşla aynı adı taşıyan kitabınınönsözünde Haldun Taner’in deyişiyle yokuşun “insancıkları”, eh tabii bir de buraya adını veren Tevfik Remzi KazancıgilKonağı var. Anlatılanlara göre bir zamanlar ilim irfan yuvası olan, şimdi yerinde yellerin dahi esemediği bu konağın müdavimleri arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa, İbrahim Çallı, Fuat Köprülü gibi isimler varmış. Yokuşun sonuna varınca solda Anna Laudel yer alıyor,zili çalıp içeri giriyoruz.
Anna Laudel
2012’de Anna Laudel tarafından yükselen sanatçıları tanıtmak amacıyla kurulan galeri, 2021’den bu yana yokuşun sakinlerinden. Geleneksel ile moderni buluşturan sanatçı ve eserlere yer vermesiyle öne çıkan galeri, çağdaş sanatın güncel dinamiklerini de takip ediyor. Uluslararası sanat fuarlarında yer almakla beraber Düsseldorf ve Bodrum’daki iki farklı mekânıyla da izleyici kitlesini genişletiyor. İlk iki katı sergi mekânı olarak kullanılan Anna Laudel,bizi sakin ve sade girişiyle karşılıyor. Üçüncü kat ise sanatçıların eserlerinin yer aldığı bir mağaza ve açık ofise ayrılmış. Sergilere kendi yayınlarıyla eşlik eden galerinin bir de özel izinle kullanılabilecek arşivi mevcut.
Anna Laudel’dençıktığımızda Kazancı Yokuşu her ne kadar sıradaki durağımıza giden en kısa yol olsa da gözümüze daha da bir uzun geliyor, dönüşlerin gidişlerden kısa olması kanununu görmezden gelip Somuncu Sokak merdivenlerini tırmanmayı tercih ediyoruz. Rastladığımız kedileri severek, yer yer soluklanarak, merdivenlerin de uzadıkça uzamasına imkân vermeden zirveye ulaşıyor, eski adıyla Güneşli, şimdiki adıyla Kemal Sunal Sokak’tan devam ediyoruz. Kapıcılar Kralı, Çöpçüler Kralı ve Şendul Şaban bu sokakta çekildiği için Beyoğlu Belediyesi tarafından 2022’de adı değiştirilmiş. Öyle ki, Google haritalara baktığımızda 45 numaranın “Kapıcılar Kralı Filminin Çekildiği Selahattin Zeren Apartmanı” olarak işaretlendiğini görüyoruz. Fakat oraya kadar ilerlemiyor, ilk sağdan Soğancı Sokak’a sapıp kendimizi Sıraselviler’e atıyor ve başladığımız noktaya dönüyoruz. Sırada Taksim Sanat var.
Taksim Sanat
İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür AŞ’nin kamusal sergi alanı Taksim Sanat, Taksim metrosu girişinde, -1. katta yer alıyor. Hiç bilmeyenlerin aniden karşısına çıkabilecek bir mekân olarak kurgulanan galeri, Ankara’daki Kızılay Metro Sanat Galerisi’nin yeni nesil örneği olarak görülebilir. Rotamızın bu en genç galerisi, özgün ve bağımsız sanatçılara destek olmak amacıyla 2018’de açıldı. Lokasyonu sayesinde aynı zamanda rotamızın en çeşitli izleyici kitlesine sahip galerisi dersek sanırım yanılmış olmayız.
Taksim Sanat’ın kâr amacı gütmeyen bir kamu galerisi olmasına karşın ağırladığı sanatçılar, bugüne değin gerçekleştirdiği sergiler, hayata geçirdiği yarışmalar, düzenlediği sanatçı söyleşileri ve katıldığı sanat fuarlarıyla belediyeciliğin alışılageldik “yaptık oldu” anlayışına tamamen zıt ve güncel sanat odaklı faaliyetler gerçekleştirmesi oldukça sevindirici. Nitekim galeri bugüne kadar onlarca sergide performans, dijital ve disiplinlerarası çağdaş sanat alanlarında üretim yapan sanatçıya alan açtı.
Taksim metrosundan sonraki durağımız Versus Art Project için ayrılırken kendimiziİstiklal’in keşmekeşine hazırlıyoruz. Bir barajın kapağı açılmışçasına aşağı doğru akan insan seline karışmak kimilerimiz için cesaret gerektirenbir iş. Sağdan başlıyoruz yürümeye. Bu yöntemtempolu bir yürüyüş isteyenler için en makul seçenek olsa da işe yarayacağının garantisi yok.
Bugünkü duraklarımız arasında yer almasa da 2023’te 30. yılını kutlayan Akbank Sanat’ın önünden geçerken içeriye bir göz atmak fena olmaz diyoruz. “Değişimin hiç bitmediği yer” olma misyonuyla çağdaş sanatın gelişimini destekleyen ve farklı disiplinlerde uluslararası projeler yapan Akbank Sanat aynı zamanda Akbank Caz Festivali ve Akbank Kısa Film Festivali gibi farklı birçok alandan etkinlikler düzenliyor.Son dönemdeyse dijital sanat alanındaki çalışmalarıyla ayrıca öne çıkıyor. Genç sanatçılara alan açmayı önemseyen Akbank Sanat, “Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü” projesiyle gençlere sergi açma imkânı sunuyor. Altı katlı, her katında ayrı bir disipline yer veren bu kapsamlı kültür kurumunda başka bir gün uzun uzadıya vakit geçirmekiçin kendimize söz veriyor, çok oyalanmadan devam ediyoruz. Önce Sadri Alışık Sokak, sonra Dernek Sokak’a sapıyor ve durağımıza varıyoruz.
Versus Art Project

Larissa Araz’ın Hanif Han’da yer Alan Versus Art Project’teki In Hoc Signo Vinces sergisinden görünüm.
LARISSA ARAZ: © VERSUS ART PROJECT
2015’te Leyla Ünsal ve Mert Ünsal tarafından “özgün ifade biçimlerine alan açan yenilikçi ve deneysel sanat pratiğini desteklemek” amacıyla kurulan Versus Art Project, fotoğraf ve lens tabanlı sanatta uzmanlaşmış bir galeri. Yıl içinde beş ila altı sergiye yer veriyor, temsil ettiği sanatçıların kişisel sunumlarına ve davet ettiği küratörlerin düzenlediği karma sergilere ev sahipliği yapıyor, ulusal ve uluslararası fuarlara katılıyor. Galeri, sergilerin yanı sıra seminer ve sanatçı konuşmaları da düzenliyor.
Güzel ve pek zarif Hanif Han’da yer alan Versus’un atmosferi Beyoğlu’nda olduğumuzu bize yeniden hatırlatıyor. Nilay Örnek’in Her Umut Ortak Arar kitabından aktarmak gerekirse, galerinin bulunduğu daire önceki sahibinin müdahalelerinden dolayıorijinal halini tamamen koruyamamış. Biz yine de bir şekilde tarumar edilmekten kurtulmuş ve galerinin özenle koruduğu orijinal detayları fark ediyor, gülümsüyoruz. Hanif Han’dan ayrılıp sıradaki iki durağımıza da ev sahipliği yapan Mısır Apartmanı’na doğru yola koyuluyoruz.
Zilberman

Zeynep Kayan’ın Zilberman’da 11 Mayıs’a kadar devam eden sergisinde sandalye ile ikinci kez: mavi portreler (2024) serisinden.
ZEYNEP KAYAN: © ZILBERMAN, 2024
Fuat Uzunay Sokak’tan kısa bir yürüyüşle yeniden İstiklal’e çıkıyoruz. Başka bir rotanın konusu olma ihtimaline gülümseyerek görkemli İstanbul Sinema Müzesi’ni, Akordeoncu Madam Anahit’i anarak Çiçek Pasajı’nı, geçen yıl biri çalınan ikiz yılan heykeline üzülerek Galatasaray Lisesi’ni ve İlhan Koman’ın heybetli “Akdeniz” heykeline selam vererek Yapı Kredi Kültür Sanat’ı geçiyor, Mısır Apartmanı’na varıyoruz. İstanbul’un ilk betonarme binalarından biri olarak anılan tarihî apartmanın altın çağı hangisi? Bugün bir sanat merkezi işlevi görmesiyle ve bünyesinde Zilberman ile Galeri Nev İstanbul’u da barındırmasıyla bir altın çağa ihtiyacı olmadığı kanaatine varıyoruz.
Apartmanın ikinci ve üçüncü katında yer alan Zilberman sanatçılar için uluslararası bir alan sunma amacıyla 2008’de kuruldu; 2016’da Berlin, 2023’te ise Miami’deki mekânlarını açarak uluslararası izleyici kitlesini genişletti. 2021’de ise Piyalepaşa’da, Galeri Rotası’nın Dolapdere durağına uğradığımız, Zilberman Selected adıyla İstanbul’daki ikinci mekânını açtı.
Zilberman, amacı doğrultusunda uluslararası ağını genişletmek ve çeşitlendirmek üzere çalışıyor. Bu minvalde uluslararası fuarlara katılıyor; koleksiyoner, küratör ve kültür düşünürleriyle yakın ilişkiler kuruyor. Konuk sanatçı programıyla sanatçılara Berlin’de ve İstanbul’da yaşama ve çalışma imkânı sunuyor. Açık çağrı sonucu bağımsız bir jürinin belirlediği Genç Yeni Farklı seçkisiyle genç sanatçılara alan ve görünürlük yaratıyor.
Önce ikinci kattaki Zilberman Dialogues’u geziyoruz. Burası, adıyla da müsemma, iki şehir arasında diyalog kurmak üzere, Berlin’le eşzamanlı Highlights sergilerinin yer aldığı bir proje alanı. Üçüncü kata çıktığımızdaysa bizi ana sergi mekânı karşılıyor. Burada ağırlıklı olarak galerinin temsil ettiği sanatçıların kişisel sergileri veya davet üzerine küratör eşliğinde düzenlenen grup sergileri yer alıyor. Zilberman sergilerinin tümüne bir yayının eşlik etmesi de bir gelenek halini almış, üstelik yayınlar izleyiciye ücretsiz olarak sunuluyor.
Galeri Nev İstanbul
Sıradaki durağımız bir merdiven uzaklıkta. Mısır Apartmanı’nın dördüncü katındaki Galeri Nev İstanbul’a geçiyoruz. Haldun Dostoğlu ve Ali Artun’un 1984’te Ankara’da kurduğu, serüvenine Abidin Dino’nun desteğiyle başlayan, Türkiye’nin en uzun soluklu ve köklü sanat galerilerinden Galeri Nev’in İstanbul yolculuğu Dostoğlu’nun bir metropolde olmanın gerekliliğine inanarak 1987’de buraya taşınıp Galeri Nev’den ayrı bir şekilde Galeri Nev İstanbul’u kurmasıyla başlıyor.
20. yüzyıl modern Türk sanatçılarıyla gerçekleştirilen sergilerle başlayan bu uzun yolculuk, 90’lardan itibaren yerini Türkiye’de çağdaş sanatın gelişiminde rol oynayan dönemin popüler sanatçılarıyla, son yıllardaysa yükselen genç sanatçıları da bünyesine katarak ve çeşitliliği artırarak devam ediyor. Dolayısıyla Galeri Nev İstanbul’un bünyesinde hem uzun soluklu çalıştığı hem de genç sanatçılarla beraber birkaç farklı kuşaktan sanatçı var. Galeri ayrıca kendi mekânı dışında İstanbul’daki farklı sanat mekânlarında da sergiler düzenliyor.
Galeri Nev İstanbul’un geniş ve tek alandan oluşan mekânından ayrılıyor ve sıradaki durağımız Meşher’e doğru yola çıkıyoruz. Yolumuzun üzerinde altı katlı Siniossoglou Apartmanı’nın son sakini Salt Beyoğlu var. Bugünlük rotamıza dahil olmasa da uğramadan geçemiyoruz. 2011’de kurulan Salt, sergi, yayın, dijital proje, konuşma, konferans, film gösterimi, performans ve atölye çalışmaları düzenliyor. Salt Araştırma’yla yakın tarih araştırmaları yapan araştırmacılara imkân tanıyor. Salt Galata’daki kütüphane ve arşivi Türkiye başta olmak üzere Doğu Akdeniz ve Doğu Avrupa coğrafyasına odaklı kaynakları bir araya getiriyor. Birkaç yıl öncesine kadar İstanbul’daki iki mekânına ek olarak Ankara’da da faaliyet gösteren Salt, yakın zamanda bunları durdurarak Ankaralıları üzse de varlığıyla önemli bir boşluğu dolduran bu kuruma hiçbirimiz gönül koyamıyoruz ve, “İyi ki var,” diyoruz. İhtişamlı sütunlarla bezeli girişini geçiyor, birinci katta yer alan Robinson Crusoe 389’a çıkıp biraz kitap karıştırıyoruz. Küllerinden yeniden doğan bu Anka kuşunun, “uzaklaşmadan direnebilmek için” Han Tümertekin’in tasarladığı ve kimliğiyle iç içe geçen eski mekânından buraya kelimenin tam manasıyla elden ele taşındığı günleri anımsıyoruz. Meşher’e doğru ilerlerken çiçeği burnunda İş Bankası Resim Heykel Müzesi’ne sonraki gelişimizde uğramak üzere selam veriyoruz.
Meşher

Rudolf Hellgrewe’ün “Gün Batımında Haliç” (1900) tablosu da Meşher’de 26 Mayıs’a kadar devam eden Göz Alabildiğine İstanbul sergisinde görülebilir.
GÜN BATIMINDA HALİÇ: © MEŞHER, 2023
Meşher’in henüz kapısından girmeden, camekânı aracılığıyla caddeyle kurduğu bağ ilgimizi çekiyor. Osmanlıcada “sergi yeri” anlamına gelen meşher sözcüğü “meşhur”la aynı kökten geliyor ve“şhr” kökünden türüyor. Vehbi Koç Vakfı (VKV) tarafından 2019’da açılan mekân, Friedmann Apartmanı veya diğer ismiyle Meymenet Han’da yer alıyor. Buranın bir önceki sahibi şimdi Dolapdere’de kendi binasında yer alan Arter’di. Bu rotanın, kapısında güvenlik bekleyen tek galerisi olduğunu da ekleyelim. Eşyalarımızı X-Ray cihazından geçiriyor, sıvıları güvenliğe emanet ederek önce bir merdiven çıkıyor, sonra daha kısa bir merdivenle yeniden iniyoruz. Camekânın bu tarafından ve aynı seviyeden caddeyle göz göze geliyoruz, sanki her şey akıyor.
Meşher “geniş bir disiplin yelpazesinden seçkilere yer veren bir sergi mekânı” olarak tanımlanıyor. Olabildiğince çeşitli bir izleyici kitlesine hitap ederek kültür-sanata dair farkındalığı artırmayı hedefliyor. Meşher’de sergiler çoğunlukla uzun süreli, dolayısıyla 2019’dan bu yana ev sahipliği yaptığı sergi sayısı yedi. Her sergiye kapsamlı bir yayın eşlik ediyor ve geçmiş sergilerin tümü web sitesinden çevrimiçi olarak izlenebiliyor.
Sergiler haricinde Meşher’de film gösterimi, çocuk ve yetişkin atölyesi, sempozyum gibi etkinlikler de düzenleniyor. Bu etkinliklerle amaçlanan “zamanlar ve kültürler arasında yeni diyalogların yaratılması”.
Üç kata yayılan Meşher’den çıkıyor ve C.A.M. Galeri’ye gitmek için bu defa İstiklal’e değil, aksi yöne doğru ilerliyoruz. Kumbaracı Yokuşu’ndan inerek mimarlık ve tasarım odaklı kültür-sanat, araştırma ve üretim mekânı TheCircle, Beyoğlu içerisindeki birçok vahadan biri olan bahçesiyle de yolunuzu uzatmaya değer bir durak. Biz bu defalık Tomtom Kaptan Sokak’tan iniyoruz, yolumuzun üzeri antikacılar ve eskici dükkanlarıyla dolu. Çukurcuma’daki galeriye ilerlerken REM Art Space ve Masumiyet Müzesi’ni geçiyoruz. Füsun ve Kemal’in hikâyesine her yaşımızda bambaşka yorumlar katışımızı konuşuyor, hikâyenin hiç ölmeyip sık sık deri değiştirdiğini fark ediyoruz.
C.A.M. Galeri

Contemporary Art Marketing, sık kullanılan adıyla C.A.M. Galeri,yerli ve yabancı sanatçıları ulusal ve uluslararası düzeyde temsil ediyor.
C.A.M. GALERİ: © C.A.M. GALERİ
1992’de Sevil Binat’ın Nilüfer Sülüner’le birlikte kurduğu, 11 yıl süren ortaklıktan sonra tek başına sürdürdüğü Contemporary Art Marketing, sık kullanılan adıyla C.A.M. Galeri, rotamızın son ve en eski galerilerinden biri. Yerli ve yabancı sanatçıları ulusal ve uluslararası düzeyde temsil eden galeri bu minvalde dünyanın önde gelen sanat fuarlarına katılıyor, uluslararası projelerde yer alıyor. Temsil ettiği sanatçıların sergilerinin yanı sıra yeni ve yetenekli genç sanatçılar keşfetmeyi ve onlara da fırsat vermeyi tercih ediyor. Sevil Binat, C.A.M.’ın misyonunu önce keşfetmek ve sonra markalaştırmak olarak tarif ediyor. Bu bakımdan, 32 yıllık geçmişi olan galerinin yeni ve güncel kalması bize şaşırtıcı gelmiyor.
Herkesin kendi pek kişisel dikkatine çarpanlarla zenginleştirebileceği, yeni duraklar ekleyebileceği rotamız sona eriyor. İstiklal’deki sanat galerilerinin peşine düşmek, hiç bitmeyen bu “cadde festivali”nde çağrışımlar ve anılarla dolu, görsel anlamda yoğun bir deneyim olarak heybemize düşüyor.