ABD, Michigan’da yaşayan İranlı sanatçı Shirin Abedinirad, ayna yerleştirmeleriyle tanınıyor. Commagene LAR’daki (Land and River Art) gibi doğanın ortasında ya da Trabzon Kızlar Manastırı’ndaki gibi tarihî yapılarda ışığın aynalara yansımasını kullanarak yarattığı optik illüzyonlarda izleyici, taş beklediği yerde gökyüzünü, kum beklediği yerde suyu görüyor. Halıların uçtuğu, merdivenlerin boşlukta gökyüzüne uzandığı büyülü bir dünyaya davet ediyor Abedinirad izleyiciyi – bir yandan da içinde bulunduğu doğayla ve kendi iç dünyasıyla yüz yüze getiriyor.
Abedinirad’la kamusal alanda sanatı, çok kültürlülüğü, sanal gerçekliği ve elbette aynaları konuştuk.

Magic Carpet, Shirin Abedinirad
THE ART NEWSPAPER TÜRKİYE: Mekân, işlerinizi nasıl biçimlendiriyor? Aynı enstalasyon başka bir yerde görüldüğünde farklı bir anlam kazanıyor mu?
SHIRIN ABEDINIRAD: Enstalasyonlarım mekâna özel işler ama kültürel ve sosyopolitik sınırları aşarak da farklı izleyicilerde bir şeyler uyandıran evrensel kavramlara dayanıyorlar. İşlerimin anlamını kim olduğundan bağımsız olarak herkes içinde hissedebilir, tıpkı şiir gibi.
İşleriniz kamusal alanda yer alıyor ama özellikle enstalasyonlarınız bazen çok da kolay erişilebilir yerlerde değiller. Bu ikili halin üstesinden geliyorsunuz?
Arazi sanatı işlerimin ırak yerlerde olması, işe sınırsız erişim ile bu alanların doğası gereği var olan sınırlar şeklinde bir ikilik yaratıyor, doğru. Bunu aşabilmek için galeri mekânlarına doğal elementler taşımaya başladım, tıpkı “Tide #2” (Gelgit #2) projemdeki gibi. Bu girişim sahildeki enstalasyonumun Çin’deki Times Sanat Müzesi sınırları içine deneyimlenebilmesini sağladı. Aynı yaklaşımı “Reflective Journey”de de tekrarladım, kişisel sergim için işin kapalı alanda bir kopyasını yaptım. Son zamanlarda sanatımın erişim alanını iyice genişletmek için metaverse’e katıldım; Sanal Gerçeklik Arazi Sanatı yarattım. Bu yeni bir boyut, bu sayede iş daha geniş kitlelere ulaşıyor, ayrıca bu türünün ilk NFT örneği ve telefonda ya da bilgisayarda da erişilebiliyor.
Çöl, uçan halı, farklı diyarlara açılan kapılar – işlerinizin akla peri masalları ile mitolojik hikâyeleri getiren büyülü bir yanı var. Pers edebiyatı, kültürü ve tarihinin sanatınızdaki yeri ne?
Masallar ve şiirlerle dolu zengin dokusuyla Pers mitolojisi benim için büyük bir ilham kaynağı. Eskilerin yaşanan olayları yorumlama biçimi, dünyayı anlamak için yarattıkları anlatılar bana çok ilginç geliyor. Rumi gibi şairler zamanın ötesine geçiyor, kullandıkları semboller ve mitler sayesinde yüzyıllar boyunca okurlara ulaşabiliyorlar. Yurtdışında yaşamak ve küresel çapta sanat üretmek işime ayrı katmanlar katıyor, kendi kültürel mirasım ile karşılaştığım çeşitli kültürler arasındaki bağı güçlendiriyor.
Ayna insanlığın en eski nesnelerinden biri, farklı şekiller ve biçimlerde antik zamanlara dayanıyor. Sizce işleriniz de bir şekilde insanları geçmişe götürüyor mu?
“Reflective Journey”de aynalar farklı çağlar arasında bir geçiş hattı görevi görüyor; hem bölgenin tarihini hem de günümüzdeki güzelliğini yansıtıyor. Bu enstalasyonda izleyici aynı anda birden çok varoluş düzlemine davet ediliyor – gerçek ile mitolojik olana, geçmişe ve bugüne. Öte yandan “Liminal” (Eşik) geçişken alanları sembolize ediyor, izleyiciden yaşamın farklı dönemleri arasındaki eşikte yönünü bulmasını talep ediyor.
Aynalarınız doğayı beklenmedik biçimlerde izleyiciye geri yansıtıyor. Ama izleyici aynada kendini de görüyor, üstelik belki çarpık bir şekilde. İnsan kendini o doğal ortamın ortasında, doğal ortamla bir olarak gördüğünde sizce neyle karşılaşıyor?
Aynalar bizi doğayla ve iç dünyamızla yüz yüze getirme gücüne sahip. Yarattıkları optik illüzyonlar bizi şaşırtıyor, büyülüyor; toprağı beklerken gökyüzüyle karşılaşıyoruz, kum beklerken suyu görüyoruz. Benim işlerimde aynalar sadece yansıyan yüzeyler değil, büyülü diyarlara açılan kapılar; izleyici bu aynaların içinde kendini etrafındaki doğayla ve mimari unsurlarla iç içe geçmiş buluyor.