Diego Velázquez’in “Aynadaki Venüs” (“La Venus del espejo” 1647-1651) tablosu –yaygın adıyla “Rokeby Venüs’ü”– Just Stop Oil hareketinden iki iklim aktivistinin çekiçli saldırısına uğradıktan sonra 6 Kasım’da Londra’daki National Gallery’deki sergiden kaldırıldı. 17. yüzyılın en büyük ustalarından birine ait olan bu çarpıcı orijinal tuval, yaklaşık 120 yıl içinde üçüncü kez manşetlere taşındı; başta ulusal gururun ardından siyasi protestonun sembolü haline gelerek.
İlk olay, tablonun 1906’da satın alınmasını sağlayan bağış toplama etkinliği kapsamında yapılan eylem çağrısı ve basın kampanyasıydı; sekiz yıl sonra gerçekleşen ikinci olaysa, kadın hakları savunucusu Mary Richardson’ın sansasyonel saldırısıydı. Richardson bir et satırıyla tuvalde sekiz kesik açarak tablonun ciddi şekilde hasar görmesine neden olmuş; ardından resmin onarılması, restore edilmesi ve bir destek tuvaliyle yeniden astarlanması gerekmişti.
1905-1906 yıllarındaki ilk olayda resim, Durham Kontluğu’ndaki Rokeby Hall’da yaşayan Morritt ailesi tarafından veraset vergilerini ödemek üzere satıldıktan sonra kamuoyunun dikkatini çekmişti. Aile 1814’ten beri resmin sahibiydi. Kasım 1905’te resim, Agnew’s tarafından satın alınıp Londra’daki galerisinde sergilendiğinde büyük kalabalıkları kendine çekti. Resme ve daha önce nesiller boyu eleştirmenlerin ihmaline uğramış İspanyol ressam Velázquez’e yönelik ilgi, 1879’da Prado’da Velázquez’in dokuz eserini kopyalayan John Singer Sargent’ın, Velázquez üzerine 1895’te modern bir sanatçının bakış açısıyla bir kitap yazan sanatçı ve eleştirmen R.A.M. Stevenson’ın ve Édouard Manet’nin de aralarında olduğu sanatçıların destekleriyle arttı. Yüzyıllar boyunca halka sergilenmeyen, İspanyol özel koleksiyonlarında, daha sonraysa Rokeby’de tutulan usta ressamın nadir kalitedeki resmi “Aynadaki Venüs”, nihayet empresyonizm ve yeni sanat eleştirisi çağında izleyicisini bulmuştu.

Just Stop Oil aktivistleri 6 Kasım'da Londra'daki National Gallery’de sergilenen Diego Velázquez'in “Rokeby Venüs’ü” tablosunu hedef aldı. Daha önce 1914’te süfrajet Mary Richardson’ın saldırısına uğrayan tablo, durumunun değerlendirilebilmesi için sergiden kaldırıldı.
© KRISTIAN BUUS, GETTY IMAGES
“Ulusal Venüs’ümüzü kurtarın”
Resmin bir İngiliz müzesine yerleştirilmesiyle –Berlin’de yeni açılan Kaiser-Friedrich Müzesi’nin küratörü Wilhelm Bode’dan ve Paris’teki Louvre Müzesi’nden de teklifler geldiğine dair söylentiler vardı ki dönemin Amerikalı koleksiyonerlerinden bahsetmiyorum bile– The Times, Daily Mail ve Daily Express’te “ulusal Venüs’ümüzün” kurtarılması için başlatılan sanatçı destekli basın kampanyası yeni kurulan National Art Collections Fund (NACF, şimdiki adıyla Art Fund) öncülüğünde yürütülen başarılı bir kampanyanın lokomotifi oldu. 45 bin sterlin gibi muazzam bir meblağ toplanarak tablonun Mart 1906’da National Gallery için satın alınması sağlandı. (Meblağın 5.000 sterlini, NACF’nin gelecekteki hamisi Kral VII. Edward’ın garantörlüğünde Agnew’s’dan alınan bir krediydi.)
Bu başarılı satın alma, 2006’da Art Fun dolarak yeniden markalaşmasından önce 20. yüzyılın sonlarına kadar, Venüs’ün çığır açan satın alımına bilinçli bir gönderme olarak “Ulus için Kurtarıldı” veya “Ulus için Sanatı Kurtarmak” sloganlarını kullanan üç yaşındaki NACF’ye büyük ivme sağladı. Holbein’in “Die Gesandten” (Elçiler) tablosu (1890’da) ve “Wilton Diptych” (1929’da) adlı eserle birlikte, yüzyılın sonundaki en büyük satın alma işlemlerinden biri olarak National Gallery’ye dahil edilen bu tablonun koleksiyona giriş hikâyesi, koleksiyonun küratöryelkilit parçasıolarak en yüksek konumun ona ayrılmasınında bir parçası aynı zamanda.
Resmin bilinirliği, halka mal olan satın alma işleminin hatırda kalması ve konusu –aşk tanrıçası çıplak bir şekilde yatağa uzanmış, Eros’un tuttuğu bir aynada kendini seyreder, zar zor ayırt edilebilen hatlarının yansımaları vanitas’ın ve zamanın geçişinin bir sembolüdür– ikinci kez ve son derece sansasyonel biçimde haber manşetlerinde yer almasına yol açtı.
Süfrajet Mary Richardson, 10 Mart 1914’te “Venüs”e saldırısından 47 yıl sonra BBC’ye verdiği bir röportajda,“Beş tatlı darbe vurdum,” diye anlatıyordu. Richard son binanın içinde birkaç kez tur atarak avını takip ettikten sonra kolunun içine sıkıştırdığı bir satırı çıkarmıştı. Bekçi kırılan cam sesinin bir tavan penceresinden geldiğini sanmıştı, Richardson bu sayede birkaç darbe daha indirebildiği için kendini şanslı hissettiğini hatırlıyordu.
Richardson, bir önceki gün tutuklanan süfrajet lideri Emmeline Pankhurst’e yapılan muameleyi protesto etmek için “Venüs”e saldırdığını söylemişti. Saldırıdan sonra polise verdiği ifadede, “Modern tarihin en güzel karakteri Bayan Pankhurst’ü yok ettiği için hükümeti protesto etmek amacıyla, mitoloji tarihinin en güzel kadınının resmini yok etmeye çalıştım,” diyordu.
Emmeline’in kızı Christabel Pankhurst daha sonra şu yorumu yapacaktı: “Bu resim sonsuza kadar kadınların özgür olma kararlılığının bir işareti ve anıtı olarak kalacak.”Richardson’ın saldırısı ve bu saldırının siyasi bağlamı, geçtiğimiz ay tablonun camına çekiçle saldıran Just Stop Oil aktivistlerinden biri tarafından, “Kadınlar oy hakkını oy vererek almamıştır,” sözleriyle anıldı.
Richardson’ın saldırısı ve kaydedilen tanıklığı, 2013 yılında Tate Britain tarafından düzenlenen bir sergide yer aldı. Art under Attack: Histories of British Iconoclasm (Saldırı Altında Sanat: İngiliz İkon Düşmanlığının Tarihi) adındaki sergi “Rokeby Venüs’ü”nün o dönemde süfrajetlerin, kadınların oy hakkı kazanması kampanyasının bir parçası olarak hedef aldığı eserlerden sadece biri olduğunu gösteriyordu. 1913’te Manchester Sanat Galerisi’nde, aralarında Edward Burne-Jones’un “Sibylla Delphica” (yaklaşık 1886) adlı eserinin de bulunduğu 13 tablo bir saldırıda hasar gördü. Ertesi yıl, Richardson’ın“Venüs”ü tahrip etmesinden iki ay sonra, National Gallery’de Gentile Bellini’nin beş eseri daha bastonlu bir saldırganın saldırısına uğradı. Richardson 1950’ler ve 1960’larda verdiği röportajlarda “Venüs”ü hedef olarak seçtiğini çünkü kadınların tablolarda çıplak olarak kullanılmasından ve resmin erkekler tarafından “beğenilmesi”nden hoşlanmadığını söylüyordu.
“Aynadaki Venüs”, yağlıboya ustalığını hem dokunaklı insan resimlerinde hem doğrudan tür resimlerinde hem de İspanyol asilleri ve İspanyol kraliyet ailesinin son derece sezgisel portrelerinde gösteren Velázquez’in günümüze ulaşan tek nü tablosu olarak cüretkâr konusuyla öne çıkıyor. Velázquez’in Roma’daki Doria Pamphilj Koleksiyonu’ndaki “Retrato de Inocencio X” (Papa Innocent X Portresi) (yaklaşık 1650)–Francis Bacon’ın en güçlü resimlerinden bazıları için yaratıcı anlamda itici güç olmuştur–gibi “Venüs” de çağdaş sanatçılar tarafından feminen güzelliğin bir sembolü ya da sanatçının bakışına, bir ressamın nasıl gördüğü ve görüldüğüne dair bir meydan okuma olarak sahiplenildi.
1990 yılında, Londra’daki National Gallery’nin o zamanki müdürü Neil Mac Gregor, “Venüs’”ü, Prado’dan ödünç aldığı Francisco Goya’nın ünlü Maya’larıyla – “La majadesnuda” Çıplak Maya, 1795-1800) ve La majavestida (Giyinik Maya,1800-1807)– birlikte astı. The Art Newspaper’a verdiği demeçte, serginin “bu iki eserin [Madrid’deki özel bir koleksiyonda] uzun süre bir arada asılı olduğunu ve Goya’ların, doğrudan Velázquez’e bir yanıt olduğu tezi”ni test etmek için tasarlandığını söylüyordu.
Resim, feminist söylemde her zaman taraftar bulmadı. Judy Chicago ve Edward Lucie-Smith’in Womenand Art: Contested Territory (Kadın ve Sanat: İhtilaflı Bölge, 1999) kitaplarında Chicago, “Rokeby Venüs’ü”nden nefret ettiğini söylemişti (öte yandan da Botticelli’nin“Nascitadi Venere” [Venüs’ün Doğuşu] tablosunu da fazla pasif buluyordu).
Tom Hunter’ın, 2005 yılında National Gallery’de düzenlenen Living in Helland Other Stories (Cehennemde Yaşamak ve Başka Hikâyeler) sergisindeki fotoğrafları arasında “Rokeby Venüs’ü”nün cesur bir yorumu olan “Lexi, Ye Old Axe” (2002) da yer alıyordu. Hunter, bazı eserlerinin “açık” doğası nedeniyle galerinin,“rehberliğin gerekli olduğu” yönündeki önerisine karşı çıktığında, “Venüs” ve ona sahip çıkanlar yeni bir tür tartışmanın ortasında kaldı.
Sanat tarihçisi Lynda Nead’in“Venüs”ü ve satın alınmasını konu alan 2003 tarihli makalesinde yazdığı gibi bu, “Aynadaki Venüs” ve “Innocent X” gibi kalıcı sanat eserlerinin, “nesillerin tartışmalarını ve değerleri”ni nasıl aktardığını gösteren bir örnekti. Art Fund’un 100. yıldönümü dolayısıyla yayımlanan makalesinde Nead, “Venüs” gibi 17. yüzyıl ortalarına ait bir başyapıtın öneminin güncelliğini nasıl olup da koruyabildiğini tarihsel açıdan ele alıyordu. Nead şöyle yazmıştı: “Büyük tablolar tarihi kendilerinde toplar; yaşlandıkça önemleri artar ve nesillerin tartışmalarını ve değerlerini mümkün olan en ince yollarla aktarırlar. ‘Rokeby Venüs’ü’ne baktığımızda deneyimlediğimiz şey budur. Tablo sadece nadir ve değerli bir eser değil, aynı zamanda tarihin bize emanetidir.”