Burada ziyaretçi miyiz, performansçı mı? Sebep miyiz, sonuç mu? Kontrol ne kadar elimizde? Doğa ile teknolojinin etkileşimi daha öteye gidebilir mi? Dijital olana “yaşayan bir canlı” gözüyle bakılabilir mi? Ahmet Said Kaplan’ın seçili eserlerinden oluşan Living Things sergisi, insan-doğa-evren ilişkisi ekseninde bu sorularla kafamızı karıştırırken etkileyici bir deneyim sunuyor.
Türkiye’nin ilk yaratıcı dijital medya kolektifi DECOL’ün kurucuları arasında yer alan Ahmet Said Kaplan, üretimine müzik videoları yaparak başladı ve şimdilerde insan-bilgisayar etkileşiminin yenilikçi yollarını ve olanaklarını arıyor. Gerçek zamanlı simülasyonlar olarak tasarladığı etkileşimli yerleştirmeler ve performanslar üretiyor. Sanatçının etkileyici, dinamik ve performatif çalışmaları, bugüne kadar aralarında Contemporary Istanbul, Sónar Istanbul, Atina Dijital Sanat Festivali gibi çok çeşitli platformlarda sergilendi. Berlin merkezli Minus plak şirketi bünyesinde birçok sanatçıyla çalıştı, müzisyen John Gaiser’la uluslararası festivallerde canlı performanslar sundu. CI Bloom’un 3. Edisyonu’ndaysa ziyaretçilere etkileyici bir seçki sunuyor: “Lumin”, “Floating Matter”, “Mirora: Unfold”.
Living Things, geleneksel yaşam ve suni yapılar gibi kavramlara meydan okuyarak organik ve inorganik âlemler arasındaki karmaşık etkileşimi inceliyor. Her bir yerleştirme, teknolojinin doğal dünyanın unsurlarını nasıl taklit edebileceğini, geliştirebileceğini ve onlarla nasıl etkileşime girebileceğini gösteriyor. Etkileşime girilen yapılar; evrimleşen, uyum sağlayan dinamik ve duyarlı “şeyler”dir. Yani bir anlamda yaşıyorlar. Her etkileşim kendine has ve anlıktır, yeniden tekrar edilemez. Dolayısıyla bu sergiyle neyin canlı, neyin canlı olmadığına dair yeniden düşünecek, algımızı gözden geçireceğiz.
“Lumin”
Ahmet Said Kaplan’ın dış dünyayı gözetleyen, buradan aldığı verilerle kendini şekillendiren, yaşayan yerleştirmelerinden “Lumin”le dijital dünyaya ilk adımı atıyoruz. Doğadan esinlenen, izleyici kaynaklı canlı yerleştirme “Lumin”, karanlık mağaralarda parlayan biyolüminesans canlıların gerçek zamanlı bir simülasyonu. Biyolüminesans canlılar diğer canlı türlerini çekmek, iletişim kurmak ve avlamak için ışıklarını yayar.Bu ışık, onları çevrelerine bağlayan âna unsurdur. Biyolüminesans canlıların arachnocampa luminosa isimli özel bir türü Yeni Zelanda’nın mağaralarında yaşıyor. “Yıldız kurtçukları” da denilen bu türden ilham alan “Lumin”le bu karanlık mağaralara gidiyoruz.
“Lumin”, kendi ile çevresi arasında dinamik bir etkileşim yaratan canlı bir kurguya sahip. Tıpkı arachnocampa luminosa’nın hiçbir ışık kaynağından güç almadan, kimyasal reaksiyonlarla ışığını anlık ve kendiliğinden üretmesi gibi; eser de onunla her etkileşime girdiğimizde kendini yeniden üretiyor, bizimle etkileşime geçiyor ve etkileşimi bırakıp ayrıldığımızda ise iletişim kuracağı bir varlık olmadığı için ışık yaymayı bırakıyor.
Bir anlamda sanatçının ziyaretçileri performansçılara dönüştürdüğü bir noktadayız. Burada KAOSMOS’un uyanışa çağırırcasına akan müziği eşliğinde, tüm beden hareketlerimizin bir karşılığı var. “Lumin” bu hareketleri izliyor, sanal dünyada ışık ve güç alanlarına dönüştürüyor ve bizi sanat eserinin bir parçası haline getiriyor. Böylece etkileşime girdiğimizde biyolüminesans canlıların fiziksel yaşamının benzeri olan davranışları gözlemlerken bir yandan da sadece bize ve bu âna özel bir deneyim yaşıyoruz.

İnteraktif bir yerleştirme olan “Floating Matter”la gerçek zamanlı bir kumaş fiziği simülasyonuyla etkileşime girmeye davet ediliyoruz.
© AHMET SAİD KAPLAN
“Floating Matter”
Bu yerleştirmeyi CI’ın Fişekhane’deki Seçici İletken sergisinden hatırlıyoruz. İnteraktif bir yerleştirme olan “Floating Matter”la gerçek zamanlı bir kumaş fiziği simülasyonuyla etkileşime girmeye davet ediliyoruz. Yerleştirme, hareket eden ve izleyicinin eylemlerine tepki veren gerçekçi, duyarlı bir kumaş malzeme yaratmak için gelişmiş algoritmalar ve gerçek zamanlı işleme teknikleri kullanıyor.
Kumaş simülasyonuna ek olarak, çevreden gelen gerçek zamanlı yansımalar da yer alıyor. Hareketlerimiz ve kurduğumuz etkileşimin etki alanı yakalanıyor ve kumaşın yüzeyine yansıtılarak dinamik ve sürekli değişen bir tuval yaratılıyor.
Hareketlerimizin etkileşime girdiği sanal dünya arasındaki ilişkiyi düşünmek, çevremizi nasıl şekillendirebileceğimizi ve etkileyebileceğimize dair kafa yormak için elverişli bir alan yaratan “Floating Matter”, sanal ve gerçek arasındaki çizgileri bulanıklaştıran benzersiz ve ilgi çekici bir deneyim sunuyor. Kendimizi aynı anda hem bir okyanusun derinliklerinde hem de evrenin sonsuzluğunda gibi hissediyoruz.

Ahmet Said Kaplan’ın “Mirora Generations” serisi doğadaki ince dinamikleri sanatsal bir dijital anlatıya dönüştürüyor.
© AHMET SAİD KAPLAN
“Mirora: Unfold”
Gündelik bir bakışla inceliklerini kaçırdığımız doğaya bambaşka bir gözle bakmaya davet eden “Mirora: Unfold”, doğadaki ince dinamikleri sanatsal bir dijital anlatıya dönüştürüyor. Dalların güneşle kavuşurken ortaya çıkardığı ya da kayan bulutların dağın üstüne düşürdüğü ışık ve gölge oyunları, yaprakların telaşı, rüzgârın fısıltılarını yakalayarak onları görsel bir senfoniye çeviriyor.
“Mirora: Unfold”daki her görsel sekans benzersiz, her an taze kompozisyonlarla şekilleniyor ve bize doğal dünyanın sürekli değişen ruh halini yansıtıyor. Yansıtıcı ve yumuşak bir şekilde şekil değiştiren yüzeyleriyle bu görsel hikâye, yankılanan bir ses manzarasıyla da zenginleşiyor. Doğa ile teknolojinin birleşiminden doğan bu canlılığa şaşkınlıkla bakıyoruz ve bize çiçek dürbünleri, su kristalleri, mikroskobik canlılarla beraber binbir türlü şeyi çağrıştırıyor.
“Lumin”, “FloatingMatter” ve “Mirora: Unfold”laAhmet Said Kaplan’ın yarattığı dijital dünyadan üç canlı yerleştirmeyi deneyimlediğimiz sergide müzik de eşlikçimiz. Kaplan’ın dünyasında müzik, üretimlerinin ilk evrelerinden itibaren her eserinde üzerine dikkatle eğildiği, deneyimin bir tamamlayıcısı ve onu bir üst noktaya taşıyan önemli bir parça konumunda. Zira müzik ve seslerle sanatçının yarattığı görsel dünya arasında birbirini etkileyen ve şekillendiren bir ilişki, bir iletişim mevcut.
Living Things’le çıktığımız renk, ses, ışık, görsel ve etkileşim dolu yolculuk, bilmediğimiz ve tanımadığımız bu evren bizi etkilerken bir yandan da kafamızı karıştıracak. Sanatçının yöntemlerine dair düşünmek bugünkü işimiz değil; bugün sonuca odaklanacak, yeni sorularla hemhal olacak ve ilk olarak şunu soracağız: Bize tepki veren, her tepkisi anlık ve tekrar edilemez olan ve bizden beslenen bir şey için “yaşadığını” söyleyebilir miyiz?