2024 yılının Aralık ayında Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlanan Memleketin İktisadi Binası: Türkiye İş Bankası Tarihine Mimari Bakış adlı çalışma, kurumun geçmişine mimarlık tarihi bağlamında bakıyor. Kitabı, hem yazarı hem de editörü olarak yayıma hazırlayan Seda Özen Bilgili, Türkiye İş Bankası binalarını mimarlık tarihi üzerinden okumanın pek çok paralel anlatı inşa ettiğini ve sadece Cumhuriyet’in mekânsal dönüşümlerini değil, aynı zamanda ekonomik, kültürel ve toplumsal dönüşümlerini de anlamada önemli bir rol oynadığına işaret ediyor. Bankanın 100. yılında, bir asır boyunca edinilen mimari birikim ve arşiv belgeleri üzerinden gerçekleştirilen bu kapsamlı çalışma, daha sonra yapılacak pek çok araştırmaya da kaynak oluşturacaktır.
UMUT ŞUMNU: Cumhuriyetin 100. yılı dolayısıyla pek çok alanda arşiv ve belgeleme çalışmaları yapıldı. Sizce Türkiye İş Bankası’nın tarihini mimarlık bağlamında çalışmanın ve kurumun arşivini bu gözle yeniden ele almanın Cumhuriyet modernleşmesini anlamadaki rolü nedir?
SEDA ÖZEN BİLGİLİ: Cumhuriyet’in modernleşme süreci, yalnızca siyasi ya da ekonomik dönüşümlerle değil, aynı zamanda mekânsal ve mimari yapılanmalarla da şekillendi. Türkiye İş Bankası, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren sadece bir finans kurumu değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal dönüşümün mekânsal bir aktörü oldu. Kurumun arşivini incelemek, onun yapılarını anlamak ve belgelemek, bu modernleşme sürecine dair somut veriler sunuyor.

İş Sanat Tarih Çalışmaları ekibinin koordinasyonunda hazırlanan Memleketin İktisadi Binası: Türkiye İş Bankası Tarihine Mimari Bakış kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlandı
© TÜRKİYE İŞ BANKASI MÜZESİ KOLEKSİYONU
Binalar yalnızca içlerinde yürütülen faaliyetlerle değil, kentle kurdukları ilişki, mekânın dönüşümüne katkıları ve dönemin mimari eğilimlerini yansıtmaları açısından da önemli. İş Bankası’nın tarihi, Cumhuriyet’in ekonomik politikalarının bir aynası olduğu kadar, bu politikaların nasıl mekânsallaştığını görmek açısından da önemli bir kaynak. Özellikle erken Cumhuriyet döneminde bir banka binasının, finansal bir merkez olmanın ötesinde nasıl birer kamusal hafıza mekânına dönüştüğünü görmek, modernleşmenin iç içe geçmiş süreçlerini anlamamızı sağlıyor.
Kitabın “önsöz”ünde de belirttiğiniz gibi, 1924 yılında kurulan İş Bankası, Türkiye’nin iktisadi tarihi için olduğu kadar diğer pek çok tarihsel araştırma için de önemli bir kaynak. Peki, sizin araştırmanıza odaklanırsak, bankanın Türkiye tarihindeki rolüne mimariyi merkezde tutarak bakmak neden önemli?
Mimarlık, çoğu zaman ikincil bir veri olarak değerlendirilir. Oysa mekânın inşası ve şekillenmesi, doğrudan tarihsel süreçleri yansıtan bir olgu. İş Bankası’nın tarihine mimari perspektiften bakmak, yalnızca bankacılık tarihini anlamak değil, aynı zamanda bir toplumun değişen mekânsal alışkanlıklarını, kentleşme politikalarını ve estetik tercihlerinin dönüşümünü okumak anlamına geliyor.
Banka, kuruluşundan itibaren yalnızca ekonomik yatırımlar yapmakla kalmadı, Türkiye’nin dört bir yanında genel müdürlüklerden şubelere kadar uzanan bir bina ağı inşa etti. Bu yapılar, yalnızca ekonomik faaliyetlerin sürdürüldüğü alanlar değil, aynı zamanda dönemin mimari eğilimlerini, malzeme kullanımını ve teknik gelişmelerini de ortaya koyan belgeler niteliğinde. Kısacası, İş Bankası’nın mimari geçmişini ele almak, Türkiye’nin modernleşme serüvenini, kentleşme süreçlerini ve mekân üretim pratiklerini anlamak açısından oldukça kıymetli.

Kayseri Şubesi'nin açılış töreni, 15 Ekim 1928.
© TÜRKİYE İŞ BANKASI MÜZESİ KOLEKSİYONU
Sanırım Ramiz Gökçe’nin bir karikatürüne atıfla kitabın ismi Memleketin İktisadi Binası olarak belirlenmiş. İş Bankası’nın bir “bina olarak anılması”nın taşıdığı somut ve soyut anlamlardan bahseder misiniz?
Evet, kitabın ismi, Ramiz Gökçe’nin İş Bankası’nı “memleketin iktisadi binası” olarak nitelediği, bankanın 10. yılı anısına çizilmiş, 1934 tarihli bir karikatüre dayanıyor. Bina kavramı burada hem somut hem de soyut bir anlam taşıyor.
Somut olarak baktığımızda, İş Bankası’nın inşa ettiği yapılar, sadece finansal işlemlerin yürütüldüğü yerler değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in ekonomik gücünü mekânda somutlaştıran yapılar. Banka, şubeleriyle Anadolu’nun dört bir yanına yayılarak modernleşmenin mekânsal taşıyıcısı oldu.
Soyut anlamda ise bina kavramı, güven, istikrar ve süreklilik gibi değerleri çağrıştırıyor. İş Bankası’nın kamusal algısı, bir kurum olmanın ötesinde, ekonomik istikrarın ve ulusal kalkınmanın bir teminatı olarak şekillenmiştir. “Sağlam bina, sağlam temel” gibi sloganlarla da desteklenen bu metafor, İş Bankası’nın yalnızca finans dünyasında değil, kolektif hafızada da nasıl bir yer edindiğini gösteriyor.
Kitapta 1920’lerden 2000’li yıllara kadar bankanın genel müdürlük binalarından şubelerine, ikramiye apartmanlarından kutlama taklarına kadar pek çok yapının belgeleniyor. Geriye dönüp baktığımızda İş Bankası binalarının Türkiye mimarlık tarihyazımındaki önemi sizce nedir?
Türkiye’de mimarlık tarihi genellikle anıtsal yapılar ve kamusal binalar üzerinden şekillenmiş bir anlatıya sahip. Oysa bankacılık sektörü, kentlerin dönüşümünde kritik bir rol oynuyor. İş Bankası, erken Cumhuriyet döneminden itibaren bina yatırımlarına özel önem veren bir kurum olarak, Türkiye’nin farklı bölgelerinde mimari bir harita oluşturdu.
Bu binalar, yalnızca bir finansal hizmet noktası olarak değil, aynı zamanda dönemin mimari anlayışını, malzeme kullanımını ve yapı teknolojisini yansıtan mekânsal belgeler olarak değerlendirilmeli. Örneğin, erken Cumhuriyet döneminde inşa edilen şubeler, Birinci ulusal mimarlık üslubunu yansıtırken, 1950’lerden sonra banka modernist ve brütalist yaklaşımlara yöneldi.
Bu dönüşüm, yalnızca İş Bankası’nın değil, Türkiye’deki kentleşme süreçlerinin de bir izdüşümü olarak okunabilir. Dolayısıyla, İş Bankası binalarının belgelemesi, Türkiye’deki mimari ve kentsel dönüşüm tarihine dair eksik halkaları tamamlamamıza yardımcı oluyor.
Kitapta sadece yapılara değil, bankanın binalarını tasarlayan mimarlara da kapsamlı bir yer ayrılmış. Kurumun mimarlık faaliyetlerinde öne çıkan isimler kimlerdir?
İş Bankası, her dönemde Türkiye’nin önde gelen mimarlarıyla çalışmış bir kurum. Örneğin erken Cumhuriyet döneminde mimar Giulio Mongeri bankanın müşavir mimarlığını yürüttü ve bankanın önemli binalarını tasarladı. Giulio Mongeri, 1929’da açılan üçüncü genel müdürlük binasının yanı sıra İzmir ve Edremit şubelerinin mimarı, İstanbul şubesinin iç mekân tasarımcısı olarak öne çıkıyor.
Semih Rüstem Temel, Arif Hikmet Holtay, bankanın kendi değerleri Ayhan Böke-Yılmaz Sargın, Çelik Alatur, Halit Femir, Feridun Akozan, Muhlis Türkmen gibi isimler İş Bankası’nın mimari mirasına önemli katkılarda bulundu.
Bu isimler, yalnızca İş Bankası için değil, Türkiye’nin genel mimari tarihi için de önemli figürler. Banka binalarına baktığımızda, Türkiye’deki mimari üslupların nasıl evrildiğini görmek mümkün oluyor.
Kitapta mimarların yanı sıra, dekoratör Selahattin Refik Sırmalı gibi artizanların isimleri de yer alıyor. Sanırım gerçekleştirdiğiniz arşiv çalışması bu kişiyle ilgili şu âna kadar bildiklerimizin ötesine geçerek yeni şeyler öğrenmemizi sağladı. Selahattin Refik Sırmalı’dan ve onun İş Bankası’nın kurumsallaşma tarihi için öneminden bahsedebilir misiniz?
Selahattin Refik Sırmalı, 1930’lardan itibaren İş Bankası’nın iç mekân düzenlemelerinde önemli bir figür. Sırmalı’nın İş Bankası’yla çalışmaları ve iç mekân tasarımına olan yaklaşımı, Atatürk’ün de dikkatini çekti ve onun iltifatına mazhar oldu. Kendisini Atatürk’ün keşfederek, İstanbul’dan Ankara’ya taşınmasını sağladığını söyleyebiliriz. İş Bankası’yla işbirliği, Sırmalı'nın kariyerinde dönüm noktalarından biri oldu. 1929’da banka ile bir mobilya ve dekorasyon fabrikası kurdu. Bu girişim, İş Bankası ve Ziraat Bankası’nın sermaye desteğiyle Ankara’da hayata geçti ve resmî olarak Selahattin Refik Fabrikası Türk Limited Şirketi adıyla anıldı. Şirketin faaliyet alanı, mobilya üretiminden sergi düzenlemelerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyordu. Bankanın kimlik inşasında yalnızca binaların dış formu değil, iç mekân kurgusu da büyük bir rol oynuyor. Sırmalı’nın çalışmaları, dönemin bankacılık işleyişine uygun işlevsel çözümler sunduğu gibi, iç dekorasyonun da bir kimlik unsuru olarak ele alınmasını sağladı.
Selahattin Refik’in İş Bankası’yla olan ilişkisi, sadece iç mekân tasarımına katkısıyla değil, aynı zamanda Türkiye’de dekorasyonun modernleşmesi sürecine sunduğu katkıyla da değerlendirilmeli. O, yalnızca bir zanaatkâr değil, aynı zamanda Türkiye’nin erken dönem modernleşme projelerinin arkasındaki yaratıcı isimlerden biri olarak kabul edilmeli.