Sanat eserleriyle en iyi karşılaşma şeklinin fiziksel karşılaşma olduğu evrensel olarak kabul edilen bir gerçek. Ancak aynı zamanda uluslararası hava yolculuğu ve eser nakil işlemlerinin sektördeki en büyük kirleticiler olduğu da reddedilemez bir gerçek.
Bu bağlamda, sanat dünyası çevre için gerçekten bir şeyler yapmak istiyorsa tüm dünyada sayıları giderek artan eserleri sergileme ve görme tercihlerini acilen yeniden değerlendirmesi gerekiyor. Yakın zamanda, 2024’ün kayıtlara geçen en sıcak yıl olduğu ve 2015’te BM tarafından kabul edilen 1,5°C’lik küresel ısınma eşiğini ilk kez aştığı açıklanırken, Birleşmiş Milletler en az iki milyon yıldır kaydedilen en yüksek CO2 düzeylerine ulaşıldığını doğruladı. Dolayısıyla bir şeylerin değişmesi ve hızla harekete geçilmesi gerekiyor.
Sanal ortama geçiş çözümün bir parçası olabilir. Kendisini “galeriler, kurumlar ve koleksiyonculara sanal gerçeklik ve dijital sergi ekosistemi” sunan bir şirket olarak tanımlayan Vortic, eserleri dijital ortamda sergilemenin çevresel yararlarını ölçmek amacıyla geçtiğimiz yılın sonunda bağımsız karbon analisti ve iklim eylemi danışmanı Danny Chivers’tan sürdürülebilirlik raporu hazırlamasını istedi.
Vortic’in kurucusu Oliver Miro şirketi kurma nedenini şöyle açıklıyor: “2017’de Vortic’i kurmadan önce büyük bir galeride çalışıyor ve çalışma şeklimizin, özellikle de milyonlarca kasayla sanat fuarlarına gitmenin sürdürülebilir olmadığını düşünüyordum. Vortic teknolojisiyle, bir sanat eserinin önünde durmanın verdiği hissi yaratmak istedim ama aynı zamanda Vortic’in bu yaklaşımı sayesinde engellenen her nakliyenin ekolojik açıdan ilerleme anlamına geldiğini de doğrulamak istedim.”
Raporun, çok yakında tamamı Gallery Climate Coalition web sitesinde yayınlanacak olan sonuçları oldukça ikna edici. Rapora göre, uluslararası hava taşımacılığının kullanıldığı sergilerle karşılaştırıldığında dijital sergilerin karbon emisyonunda sağladığı azalma yüzde 90’ın üzerine çıkarken, halihazırda gereken görüntüleme ekipmanını kullanan katılımcılar için bu azalma yüzde 96’ya kadar yükselebiliyor. Kirletici etkileriyle bilinen sanat fuarlarına bakıldığındaysa, fiziksel ve sanal sanat fuarı stantları arasındaki fark daha da çarpıcı boyutlara ulaşıyor.
Sanat fuarı için Londra’dan Miami’ye seyahat etmek yerine dijital stant kullanmak emisyonları yüzde 99,6’ya kadar azaltabiliyor; bu da, fiziksel muadiline kıyasla yaklaşık 278 kat daha düşük emisyon anlamına geliyor. Daha kısa mesafeli yolculuklar düşünüldüğünde dahi, analogla dijital arasındaki fark dikkat çekici düzeyde. Bu rapora göre, Londra’daki bir galerinin Basel’daki bir sanat fuarına katılmak yerine tamamen dijital stant kullanması yüzde 98,7’ye kadar emisyon azalması sağlayabiliyor.
Kısa vadede ne olabilir?
Sanat fuarları muhtemelen yakın zamanda tamamen dijital ortama taşınmayacak ancak bu rakamlar bu yönde ilerlemenin yaratabileceği farkı etkili bir şekilde gözler önüne seriyor. Chivers’ın söylediği gibi, “bu anlamlı (potansiyel) karbon tasarrufları büyük sürpriz sayılmaz ama bu rakamları bilmek, eserlerini yerel kitleler ve koleksiyoncular dışındaki insanlara da göstermek isteyen galeriler ve sanatçılara çok daha az fosil yakıtın kullanıldığı dijital seçenekleri değerlendirme konusunda güven verebilir.”
Teknoloji giderek daha gelişmiş, düşük maliyetli ve erişilebilir hale geldikçe ve eserleri üç boyutlu işleme kalitesi arttıkça, galeriler ve koleksiyoncuların fiziksel ve dijitali bir araya getiren hibrit yaklaşımı benimsemesi de daha acil ve uygulanabilir bir çözüm olarak karşımıza çıkıyor.
Örneğin bir galeri daha küçük ve hafif parçaları sanat fuarı stantına göndermeyi tercih ederken, daha ağır ve büyük (ve taşınması pahalı) işlerin sanal versiyonlarını ekran veya başlık aracılığıyla potansiyel alıcılarla buluşturabilir. Veya galeri sahada daha az eser ve personelle bulunmaya karar verip, diğer görüntüleme ve görüşmeler için sanal ortamı kullanabilir.
Az sayıda fiziksel eseri dijital ortamda görülebilecek diğer eserlerle zenginleştiren hibrit model benimsendiğinde hem sanat fuarları hem de galeri sergilerinde emisyon oranının yarıya düşebileceği Chivers’ın çalışmasıyla doğrulanıyor. Miro, “Değişim elbette kademeli olacak, insanları mevcut düzeni bir anda değiştirmeye ikna edemeyiz,” diyor. “Teknolojimizin sanat dünyasında kurulu ve yerleşik düzeni tamamlamasını istiyoruz.”
Bu açıdan sınırsız sayıda seçenek söz konusu ve bazıları halihazırda benimsenmiş durumda. Sayıları az olsa da bazı koleksiyoncular fiziksel olarak sanat fuarına gitmek yerine başlık kullanmayı ve galericilerle buluşmak yerine stantları sanal ortamda gezmeyi tercih ediyor.
“Apple’ın geçtiğimiz yıl çıkardığı yeni başlık muhteşem; inanılmaz bir sergi deneyimi yaşatıyor,” diyen Miro, Victoria Miro Galerisi’nde ne zaman sergi düzenlense “farkı yerlerden üç veya dört koleksiyoncuyla birlikte hemen başlığı takıp sergiyi onlarla birlikte gezdiğini” sözlerine ekliyor.
Ayrıca şu anda bazı sanatçıların da bu teknolojiyi benimsediğini belirten Miro bunu şöyle açıklıyor: “Doug Aitken’le büyük bir proje yaptık; bu projede eserler tasarlandı ve dijital olarak oluşturuldu ama aslında fiilen üretilmedi. Böylece insanlar sanatçının tasarladığı eserlerin önünde duruyormuş gibi hissedebiliyordu; bir eseri satın almaya karar verdikleri zaman da bu eseri hemen üretiyorduk. Ama eser bu aşamaya kadar depolanmıyor veya görülsün diye dünyanın dört bir yanına gönderilmiyordu.”
Eserlerin sanal versiyonları sanat dünyasının farklı alanlarında da kullanılmaya başlıyor. Christie’s müzayede evi 2022 yılında holografik iletişim şirketi Proto’yla partnerlik kurduğunu açıkladı; bu partnerliğin en dikkat çekici sonucu, Edgar Degas’nın Petite Danseuse de quatorze ans (On Dört Yaşındaki Küçük Dansçı, yaklaşık 1880) adlı heykelinin yüksek kalite gerçek boyutlu hologramının Londra, San Francisco ve Hong Kong’da sergilenmesiydi. Heykel aynı yıl New York’ta 41,6 milyon dolarlık rekor fiyatla satıldı.
Vortic’in de aralarında bulunduğu diğer bazı kurumlar ve galerilerse kompleks 3B yakalama teknolojisini kullanan Dubbl’la çalışıyor. Dubbl bu teknoloji sayesinde, sanat eserlerinin mobil cihaz veya başlık aracılığıyla döndürülüp her açıdan incelenebilen hassas dijital replikalarını üretiyor.
Peki teknoloji hangi sorunlara yol açabilir?
Dijitalin fiziksele kıyasla çevresel avantajları belki tartışılamaz ama bu teknolojiyi çalıştırmak için gereken sunucuların çevre üzerindeki etkisi gündemde pek de fazla yer bulmuyor. Bu platformların kullanımı arttıkça sunuculardan kaynaklanan emisyonlar da arttığı gibi, büyük teknoloji şirketleri küresel sunucu bankalarının ayak izini açıklamak istemediği için karbon hesaplamalarında önemli sorunlar yaşanıyor.
“Dev sunucu bankalarının etkisinin gerçek ve ciddi olduğunu” ve “sürekli büyüdüklerini” kabul eden Chivers, Vortic’in teknoloji sağlayıcılarından aldığı hizmet verilerini raporunda hesaba katmanın zor ve zaman alıcı olduğunu belirtiyor.
Buna rağmen, teknolojiyi bu şekilde kullanmanın çevresel yararlarının teknoloji şirketi sunucularının yaratabileceği negatif etkiye fazlasıyla ağır bastığını özellikle vurguluyor. “Yalnızca bir dijital sanat eserini veya dijital sergiyi yaratmak ve işlemek için gereken enerji, galeride bir ay boyunca tüm aydınlatma ve ısıtma sistemini açık tutmak veya insanları ve eserleri dünyanın farklı yerlerine taşımakla kıyaslanamayacak kadar az,” diyor.
Tabii bu da çok yönlü bir çaba gerektiriyor. Tıpkı enerji sağlayıcıları gibi teknoloji tedarikçilerini de hesap vermeye ve hizmet sunmak için kullandıkları enerjiyi şeffaflıkla açıklamaya zorlamak yine sanat dünyasındaki tüketicilere düşüyor. Amazon Web Services (Vortic’in platformlarına enerji sağlayan şirket) gibi birçok şirket yenilenebilir enerji kaynaklarıyla daha verimli çalışan ve suyu daha sorumlu şekilde kullanan daha çevreci veri merkezleri tasarlıyor.
Fakat bu tek başına yeterli değil. Chivers’ın ifade ettiği gibi, “bir yandan uygun olan yerlerde dijital teknoloji yardımıyla uçuşları ve enerji kullanımını azaltırken, diğer yandan da veri sağlayıcılarını daha verimli ve temiz uygulamalara zorlayabilir, mümkün olduğunda gereksiz teknolojinin aşırı kullanımından kaçınabilir ve umarız tüm bunları aynı anda yapabiliriz. Çünkü bunlar iklim krizi karşısında sanat sektörünü karbondan arındırmaya çalışırken birlikte çözmemiz gereken meseleler.”
Belki dijital sanat eserine bakmak hiçbir zaman gerçek bir eserin önünde durmakla aynı şey olmayabilir ama yöntemlerimizi değiştirmezsek yakında önünde duracağımız bir sanat eseri de kalmayacak.